İnadına Aşk

Sokrates inadına öldü.Yasaları, düzeni sorguladı. Kalıbının arkasına sığınan insanların üstüne üstüne gitti. Sonunda gençlerin kafasını karıştırmakla suçlandı. Bir nevi vatan haini yerine konuldu ve ölüme mahkum edildi. “Geri adim atar, söylediklerini inkar edersen ölmezsin” dediler, kabul etmedi. Doğrularına hayatı pahasına ve inatla sarıldı. Karısının “suçsuz yere öleceksin, gel yapma” demesine verdiği cevap manidardı: “Suçlu yere ölsem daha mı iyi?..”

Ve inadına öldü.

 

Öğrencisi Platon, onun düşüncelerini yeni nesillere aktarmayı kendine iş edindi. 12 yıl boyunca Sokrates’in hayattayken kendisiyle ve başkalarıyla yaptığı konuşmaları kaleme aldı. Sonra hocasını öldüren düzene karşılık “ideal devlet” tanımını yaptı. “Devlet, sadece vatandaşlarının çıkarları için var olmalıdır” dedi. Hatta, “madem adaleti en iyi filozoflar tanımlıyorlar, devleti yönetenlerin de filozof olması gerekir”… Ve bu tanımı yumuşatmaya, gerçeklere uyarlamaya itiraz etti. İnat etti, inadıyla yaşadı.

İşte Platon’un ideale sarılma, tutkusunu inadına sürdürme mücadelesi, günümüze platonik adı altında bir kavram olarak geldi. Masalların baş konusu tutkulu ama tek taraflı olan aşklar, platonik aşk diye anılır oldu. Tabii tek taraflı olunca imkansızlık anlayışıyla da yan yana kullanıldı. Yanlış bir şekilde..

Platonik aşk, hormonlarla sınırlı ve sonuç (!) odaklı bir aşkı değil, öncelikle aşkın kendisini ifade ediyor. Yokmuş gibi, olmazmış gibi görünse de vazgeçilmeyen aşkı. Her şartta var olan ve yaşayan aşkı…

Aşk mı platonik yoksa..

Pamuk ipliği kadar ince
Bıçak sırtı gibi keskin
Tutunmak tutulmadan
Ve korkarak yaşamak
Bir elin tersinden

diyor da şiir…

Aşığın her nefes alışında bir sicim daha eklenmez mi o ipliğe?.. Urgan olur, halat olur… Dünyayı taşır.
Aşk biraz da yüzsüzlük değil midir?.. Derisi kalınlaşır, karşılık görmedikçe inadına sever aşık. Bıçak falan işlemez.
Aşık dediğin ayaklarına sarılmaz mı, kollarına asılmaz mı sevgisinin?.. Var mı öyle tutulmayı beklemek!..
Hele korkmak.. Çiçek açmaz mı sevginin dokunduğu yerde, git derken bile?
Yenilen pehlivan güreşe doymazken, aşktan vaz geçilir mi?

İdeal devlet, ideal toplum, …. ideal aşk… Hatta her insan hayatında aşka inadına bağlı kalsa, devletin de toplumun da ideal olanına kavuşmak daha kolay değil mi?

Şarkı “ben sevdim mi adam gibi severim” diyor ya,
ben sevdim mi Platon gibi severim.

Sevgiyle kalın.
Yüksel ÇİLİNGİR
www.yukselcilingir.com

Yüksel ÇİLİNGİR

Özetlersek Mütevazı bir ailede sevgi dolu büyüdüm. 26 yıl Toyota firmasında çalıştım. Adapazarı fabrikasının proje aşamasında başladım, Türkiye, Japonya ve Belçika’da kalite alanında görev yaptım. En büyük kazanımın ekip arkadaşlarımla beraber büyüyerek yaşadığım tecrübelerdir. Şu anda ağırlıklı olarak sosyal projelerle ilgileniyorum. Kalite mühendisliği ve yöneticilik tecrübemin üzerine 2 yıldır görsel ve işitsel alanda çalışmalarım sürüyor. Bunların arasında gazete köşe yazarlığı, yerel yönetim haberciliği, sosyal medya televizyon programları, film ve video yapımı yaralıyor. Yanı sıra Türkiye-AB ilişkileri, Belçika siyasi parti tüzük çalışmaları ve özellikle göçmenlere yönelik gönüllü faaliyetlerde bulunuyorum. Hobiler mi? Kitap, fotoğrafçılık, yürüyüş… En önemlisi arkadaşlar; onlarla yapılan her şey güzel. Bu arada Reiki ve Kozmik Enerji şifa çalışmaları da hayatımın bir parçası…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir